9 Aralık 2010 Perşembe

Dedim ki, numara yapıyorum.

Oyuna devam!

4 Aralık 2010 Cumartesi

Aslında bana dediği şey çok mantıklı. "Bırakma!" Bense bırakmanın daha kolay olduğunu düşünen taraftayım sanırım. Ya da bilemiyorum bir şekilde işime geliyor.

Gibimsi yaşantılardan sıkıldım. Hep insanların üstüne üstüne geldiği günleri yaşıyorum. Ve de ne yazık ki kendi rollerinin farkında olmayan pek çok insan var etrafımda. Şimdi diyorum şu işi beraber yapsak, ama içim kaldırmıyor ki. Nedense bıkkınlık almış başını yürüyor. Anlamlandıramadığım ve devamı olan bir kırgınlık içimde. Sanki tersine gidiyor herşey.

İçimi fena halde dökmeye ihtiyacım var birilerine, bir yerlerde. Ama ne zaman buluyorum –yaratıyorum, ne de kalpten istiyorum –adını sayıklıyorum.

Bırakıyorum yine. En kolayından..

28 Eylül 2010 Salı

Offff kişisi

Evet, beynimi yerinden söküp kemirmek istiyorum.

Yok, bu aralar çok iyi anlaşıyoruz. Ama bana doğruları fazlasıyla gösterir oldu.

Insanlara kırılıyorum misal, o bana ne kadar haklı olduğumu anlatıyor.

Yapma bunu güzel kardeşim! Sonra ben o insanı eskisi kadar sevemiyorum!

Ki bilenler biliyor zaten, ben mantıkçı bir insan değildim. Oluyor ama insan saçma sapan şeylerden sonra. Şimdi ise susturamıyorum beynimi.

Işte demem o ki, tüm bunlar yüzünden, ben en iyisi beynimi çıkarıp kemireyim afiyetle.

Sonra belki bir gün ağlarım halime. Belli mi olur?

26 Eylül 2010 Pazar

Ve sonra gün geldi.

Zamanın soysuzluğu demişti zamanında ben kişisi.

Ama işte güzellikler getirdiği de oluyor.

Bekliyor insan, kötü şeyler oluyor çoğu zaman, iyisel şeyler bulamıyabiliyor işte yolunu..

Sonra sen çıkıyorsun bir yerlerden, mesela en küçük cebimden?

Yerini buluyorsun kendin zaten, yol göstermeme ne hacet?

Zamanın sonsuzluğu olduk, farkında mısın??

18 Eylül 2010 Cumartesi

Ve sonra, gün gelir..

Boğazımızdaki ağrının soğuk algınlığından olduğunun öğretildiği zamanlardı sanırım, yutkunmaktan vazgeçtiğimiz günler.

Düşüşlerimize engel olamamakla ilgiliydi oysa herşey, hayır, boğaz ağrısından değil, diyemedik.

Kalanlarımızla sağ salim yaşıyorduk işte, sızlanmanın alemi yoktu. Sızlanmayacaktık.


 

Ne denirse başımızı sallayan kukla baloncuklar olduk bir süre sonra..

Vazgeçmeyi unuttuk, unutmayı unuttuk, sevmeyi unuttuk, yokluğu olan herşeyi unuttuk var olanlarla beraber.


 

Şimdi geride kalanlarla, dümdüz bir hayat sürüyoruz. Sonunun nereye gideceğini bilmeden, emin olmadan bir şeylerden, sevmeden, yutkunmadan, susarak..

Boğazımızdaki ağrının soğuk algınlığından olduğunun öğretildiği zamanlardı sanırım, varlığımızdan vazgeçtiğimiz günler.

7 Eylül 2010 Salı

Çok pis diyesim geldi!

Ya, herkes şaşırsa misal. Hem de hiç şaşırmasa.

"Aaaa"larla beraber "zaten..."ler ortalıkta çınlasa.

Ben bir köşede dursam, ama kimsenin bakmadığı o köşede,

dinlesem herkesin dediklerini. En çok ne duyardım acaba?


 

Ama artık olsa ya.. Cidden olsa, bitse, tamamı budur desek? Olmaz değil mi?

Henüz olmaz zaten..