4 Ağustos 2013 Pazar
Hani kimi zaman.
27 Mayıs 2013 Pazartesi
Hı hı.
Uzun zaman gibi geliyor değil mi? Oysa ne kadar kısa çoğuna göre. Bence yerinde.. Öyle olmalı. Sana bir hediye aldım. Güle güle hayal et şimdi bu balonları.
Hayallerin ve gerçeklerin yine çakışacağı bir gün yaşayacaksın. Demedi deme. Olsun, sen bir yolunu bulursun. Kendine, kendince ‘bi’ kıyak yaparsın. Olur o zaman. Çok da güzel olur. Kendine hediyen böylesi olsun misal:
15 Mayıs 2013 Çarşamba
Bos ver dedin de..
Kendi kendine söylenmeyi bırakmalısın dedi. İçindeki ses seni boğuyor aslında, kader dediler yıllar yılı bunun adına. Sen biliyordun değil mi yanıldıklarını? Biliyordun be.
Yalnızlığın aslında çok da korkunç olmadığını anlattın onlara. Çok kişi vardı yanında, hala da varlar. Çoklar. Ne kadar çoklar. Herkes de iyi niyetli. Bulutlar pembe çünkü. Bizim yiyemediğimiz şekerler renginde. Hani pembe. Öyle. Diyecektin ki “zamanında” –ben senin içini gördüm, istesem de eskisi gibi bakamam sana. Bu yüzden de sessiz sessiz uzaklaşmayı tercih ettin. Tercihlerini yaşıyorsun her zamanki gibi. Çoğu kişinin içinde, aslında çoğunun olduğu gibi yalnızsın işte. Sen çok severdin önceden – hani sözlük anlamıyla yalnız olduğun zamanlarda. O yüzden de şimdi çok ağır gelmiyor bu süreç sana. Kızıyorsun içten içe, “o” yanını görmeyen –görmek istemeyen- insanlara. Kızma be. Ne geçecek ki eline? Değişen bir şeyin olmadığını anlayacaksın da ne olacak yani? Neyin kanıtı olacak bu tez?
Bulunduğun durumdan çıkmak istemediğini biliyorum. Hep “asosyal” olmak hoş olmayacaktır illaki. Zamana bıraksan? Hani herkesin dilindeki o meşhur yalan var ya? Belki pembe bulutlar biraz daha inandırıcı gelir. Belki gerçekten ordalardır yıllardır. Ne dersin?
11 Nisan 2013 Perşembe
Tüm mide bulantılarına.
Midemin tamamını doldurana kadar yedim. Ağzımdan salyalar akmaya başladı yemediğim zamanlarda. Biraz daha yedim, biraz daha, sonra daha da. Mide bulantısından ölene kadar, kusmuklarımda boğulana kadar yedim.
Şimdi yanaklarım kıpkırmızı. Nice makyaj markalarının ulaşamayacağı bir allık tonu var yüzümde. Var evet, kızarıklıklarım. Sonra domur domur noktacıklar oluştu kollarımda, biraz da karnımda. Yediklerimin hepsi şekerli şeyler olduğu içinmiş, o çok bilmiş arkadaşlarımdan biri söyledi. Öyle olmuş olmalı. Öyledir bence.
Diyorsan ki değişiklik var mı kafanda, ruhunda? –Yoo. Gözlerim hala yanıyor ve hala yüzümde bir asıklık. Ve hala değişmenin gerçekleşeceği o muhteşem ötesi –ki ben öyle olacağını hayal ediyorum- anı bekliyorum. Da, mide bulantılarım ne olacak?
Hala yiyebilirim biliyor musun? Hala yerim önümdeki kekten, pastadan, çikolata topundan. Hem de nasıl yerim biliyor musun? Hani çocuksundur, kafan yeni yeni basmaya başlamıştır; yediklerinin, içtiklerinin, gördüklerinin, duyduklarının, hissettiklerinin isimlerini anlamaya hatta söylemeye başlamışsındır. İşte o döenmde, baban elinde bir poşet, içinde adını henüz öğrenmediğin bir meyveyle gelir. İştahla ağzına atarsın, önce bir ekşilik, sonra güzel bir tatlı tat yerleşir ağzına. Hah işte, o anı yakala. O zamanki gibi yerim. Sanki hayatımda hiç yememiş gibi, tadını bilmiyormuş gibi, çocuk gibi. Yerim ki!
Şimdi yine hatırladım neler oldu neler bitti neden böyleydi ben neden yemeye başladım neden duramıyorum neden bu içimdeki boşluğu doldurma hissi neden böyle?
Bir çatal daha alsam, iyi gelir mi?
24 Ocak 2013 Perşembe
Yasushi Yoshida
İnsanın umarsızlığına.. Öykü gibi, hayat hikayesi gibi, düş gibi, ölüm gibi..
"Kıyıda köşede ve sessizlik içinde kalınız."