28 Mart 2014 Cuma
Yolun başı
Çıktığım, gittiğim yolların hep sonu oldu. Başında çok düşünmüyor insan, sadece güzergah belirlemeye çalışıyor. Muhtemelen belirlediği güzergahtan çok hoşlanmıyor. Ama bir umut o yola çıkıyor. Hemen hemen her yazarın kafasında bir yol sorunsalı var (Kendimi yazar saymıyorum, yanlış anlama!).
Yapmak istemeyip yaptıklarım, yapmak isteyip yapmadığım o kadar çok ki.. Saymasını bıraktım, rakamlarım yetmedi saymaya. Kafamdaki seslerle yaşadığımı sandım, seslerin aslında yaşadığını farketmem çok zaman aldı. Şimdi aklımda yine bir "yol" sonu var: Ne olacak yani?
Uzun zaman oldu yolculuk yapmayalı, belki bu yüzden aklıma girmeleri..
Belki..
16 Mart 2014 Pazar
13 Kasım 2013 Çarşamba
Solumdan.
Diyordu acımasızca. Acımasızlığının farkında olmayarak hem de. Boş bir sayfanın boş bir kısmındaydı. Zaman onun yanında oluyordu bu sefer. Ve geçmiyordu. Soluğu kesiliyordu ve ses çıkarmamaya özen gösteriyordu. Işığın değmediği her alan karanlık mıdır? Ne olmalıydı ki başka? Kimin hangi düşüydü bu?
Düşmelerde en başarılı olanların arasındaki konuşmaydı bu. Sanki biliyordu da herkes diğerinin acısını, kimsenin umru değildi. Olsun-du, herkesde vardı. Acısının çıkarılamadığı bir başka kumar. Sesin çıkmadığı bir başka oyun.
Sussana biraz da sen?
4 Ağustos 2013 Pazar
Hani kimi zaman.
27 Mayıs 2013 Pazartesi
Hı hı.
Uzun zaman gibi geliyor değil mi? Oysa ne kadar kısa çoğuna göre. Bence yerinde.. Öyle olmalı. Sana bir hediye aldım. Güle güle hayal et şimdi bu balonları.
Hayallerin ve gerçeklerin yine çakışacağı bir gün yaşayacaksın. Demedi deme. Olsun, sen bir yolunu bulursun. Kendine, kendince ‘bi’ kıyak yaparsın. Olur o zaman. Çok da güzel olur. Kendine hediyen böylesi olsun misal:
15 Mayıs 2013 Çarşamba
Bos ver dedin de..
Kendi kendine söylenmeyi bırakmalısın dedi. İçindeki ses seni boğuyor aslında, kader dediler yıllar yılı bunun adına. Sen biliyordun değil mi yanıldıklarını? Biliyordun be.
Yalnızlığın aslında çok da korkunç olmadığını anlattın onlara. Çok kişi vardı yanında, hala da varlar. Çoklar. Ne kadar çoklar. Herkes de iyi niyetli. Bulutlar pembe çünkü. Bizim yiyemediğimiz şekerler renginde. Hani pembe. Öyle. Diyecektin ki “zamanında” –ben senin içini gördüm, istesem de eskisi gibi bakamam sana. Bu yüzden de sessiz sessiz uzaklaşmayı tercih ettin. Tercihlerini yaşıyorsun her zamanki gibi. Çoğu kişinin içinde, aslında çoğunun olduğu gibi yalnızsın işte. Sen çok severdin önceden – hani sözlük anlamıyla yalnız olduğun zamanlarda. O yüzden de şimdi çok ağır gelmiyor bu süreç sana. Kızıyorsun içten içe, “o” yanını görmeyen –görmek istemeyen- insanlara. Kızma be. Ne geçecek ki eline? Değişen bir şeyin olmadığını anlayacaksın da ne olacak yani? Neyin kanıtı olacak bu tez?
Bulunduğun durumdan çıkmak istemediğini biliyorum. Hep “asosyal” olmak hoş olmayacaktır illaki. Zamana bıraksan? Hani herkesin dilindeki o meşhur yalan var ya? Belki pembe bulutlar biraz daha inandırıcı gelir. Belki gerçekten ordalardır yıllardır. Ne dersin?